>Mr.E yasaklara karşı!

•March 2, 2011 • Leave a Comment

>

Bu ülkede bütün sorunlar “vanadan kapatma” yolu ile çözülüyor. Çok lazımmış gibi, diğer yöntemler zaman ayırmak ve işi bilmekle alakalı olduğu için tercih edilmiyor. Pire için yorgan yakmak deyimi sanırım bu durumu tam olarak karşılamakta zira yapılan şey tam olarak da bu. Az önce Tweeter’da denk gelip retweet yaptığım bir yazı var; 3 Maymun, önce gözümüzü kapattılar #youtube, sonra kulağımızı tıkadılar #fizy, şimdi de ağzımızı kapatıyorlar #blogumadokunma…sanırım herşeyi çok güzel özetliyor bu durum.

Neyse efendim ben sinirlenmemeye çalışıp, size son gelişmeyi aktarayım; ben de bu blogu yedekleyip, geçici olarak hem buradan, hem de wordpress.com’dan yayınıma devam edeceğim. Bir aksilik olur da bu blog toptan kaybolursa diye bir yedeği oraya aktardım. Blog adı da aynı onda da bir değişiklik yok, beklerim efendim; https://budamigoldegil.wordpress.com/

Hello world!

•March 2, 2011 • Leave a Comment

Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!

>5N1K v7.2.1

•February 25, 2011 • 3 Comments

>

>100eysel bir yazı

•February 25, 2011 • 13 Comments

>

Bu yazıyı aslında 100. kayıt için yazmayı planlıyordum da baktım bugün bu blogu açmamın üzerinden tam yüz gün geçmiş. Henüz 92 kayıt olmasına rağmen (bu yazı 93. olacak, bir iki gönderim daha olacak bu akşam o yüzden istatistikleri bozmayayım diye yazıyı önce yazıyorum ^.^) hiç fena sayılmayacak bir ortalamayla geçiriyorum bu sezonu; gün başına ortalama 0.9 yazı, 1.2 izleyici, 45.9 ziyaretçi ile oynuyorum 🙂

Burada pek çok güzel insanla tanıştım. Çok güzel yazılar okudum, insanların “kim” olduklarının değil “ne” düşündüklerinin itibar gördüğünü görüp mutlu oldum. Seni izlemeye gelen insanların o bloga yazdıklarını okumaya geldiklerini görünce heyecanlanıyor da insan. Ne bileyim neden böyle ilerliyor yazı, yani nereye varmak istiyorum şu anda onun bilincinde değilim ama bunları da söylemek istedim sanırım.

Mardin’e geldiğimden beri yazı yayınlama sayımda bir düşüş olduğu aşikar. O zaman blogla ilgili de bir de güzel haber vereyim; Pazar günü İstanbul’dayım ^.^ En az İki hafta İstanbul’da olacağım bu da blogla ilgilenmek için imkan demek. Tesisleşmenin önemini burada görüyoruz tabi 🙂

Yazıma burada son verirken bir de itirafta bulunmak istiyorum; Yusuf Güney’in şarkılarını sevmem genel olarak. Hatta sesi itici bile gelir bana ama “Unut onu kalbim” şarkısını beğendim ve sinsi gibi dinliyorum gizli gizli 🙂

Yazının şarkısı da albümleri yeni çıkan MODEL’den gelsin o zaman efendim. Bunları canlı olarak dinlemiştim Vega konseri öncesi, baya da başarılı bulmuştum. Albüm çıkarttıklarını duyunca da pek sevindim 🙂 Buyrun efendim sizleri Buzdan Şato‘ya alayım 

>Uuuu Mimlendim beybi! #11

•February 23, 2011 • 10 Comments

>

Yılbaşına hızlı bir giriş yaptıktan sonra mimlere bir süre ara vermiştim. Sevgili Francesca mimlemiş beni. Lafı çok uzatmadan başlayalım efendim 🙂 (Bu arada soruların düzeltilmeye ihtiyacı olan yerleri var onları da düzeltip yazacağım, yoksa ateşim çıkar uykum kaçar :P)

Gün içinde eğer gerçekleşirse, şoke olacağın şey;
Dünya devi şirketlerin aldıkları ortak bir kararla önümüzdeki 5 sene boyunca karlarının %50’sini gelişmemiş ve yardıma muhtaç, başta Afrika ve Güney-Doğu Asya olmak üzere, zor durumdaki ülkelere dağıtacaklarını açıklamaları

Gördüğün zaman eğer almazsam uyuyamam dediğin şey;
İstemeden birini kırdıysam, ve yüzünden üzüntüsünü okuyabiliyorsam, gönlünü almadan uyuyamam…ı-ıh mümkün değil

Uğruna diyetini bir kalemde bozabileceğin şey;
Sanırım patates püresi, ki bir nebze olsun direnebilmişliğim vardır, ama uzun vadede kendime hiç şans tanımıyorum 🙂

Uğurun var mı?
Net olarak “uğur” diye sıfatlandıramayacak olsam da sanırım dövmeme uğurum diyebilirim. Geri kalan her şey için, dövmede de yazdığı gibi “Aut viam inveniam, aut faciam” ^.^

Kendine en çok yakıştırdığın renk?
Kendime en çok yakıştırdığım renk siyah, sebebi de kendimi bir fon olarak kullanıp, yaptıklarımı ön plana çıkartmama imkan sağlaması 🙂

En sevdiğin takın?
Her iki bileğimde bulunan bilekliklerim

Takıntın?
Bir şekilde bir yerde duyduğum, hoşuma giden ve adını bilmediğim bir şarkının adının ne olduğunu öğrenene kadar her şeyden soyutlayabiliyorum kendimi, baya baya insanlıktan çıkıyorum, bütün amacım o şarkıyı bulmak oluyor. Ne zaman buluyorum, o zaman rahatlayıp dünyaya geri dönüyorum.

Ben bu şarkıyı duyunca şakırım;
Teknik olarak soruda tek şarkıyı soruyor olsa da;

Zeki Müren – Ah bu şarkıların gözü kör olsun
Manu Chao – Mr. Bobby
Lamb – Gabriel
Lara Fabian – Je t’aime
Manowar – Hail and Kill

Solunda ne var?
Kalbim ^.^

Mim’e burada son verirken; bu mim’de emeği geçmesini istediğim;

Feli Joyu huzurlarınızda mimliyorum efendim, galıverin sağlıcağynan 

>Anaaaaam ödülüm var ya la!! #2 ve #3

•February 23, 2011 • 3 Comments

>

Ben buraları baya boşladım bu aralar farkındayım. Hafta sonu üniversiteden bölüm koordinatörü aynı zamanda çalıştığım projenin baş danışmanı hocam buradaydı onun koşturmacası, pazar akşamı gıda zehirlenmesi yaşamam, neredeyse bütün pazartesi gününü (toplamda 20 saate yakın) uyuyarak geçirmem, dün şantiyede oturarak da olsa tüm günü tuvalete gitmeden geçirebilmem ve bugün hiç olmadığım kadar iyi olmam ve bunu ilaç almadan yapmış olmamadan dolayı ayrı bir coşku içerisindeyim zaten ama dur bu yazı acıklı olacaktı, ulan baştan yazıyı rayından çıkardık ya dur bakalım hadi hayırlısı. Geçen hafta sevgili Re-L 124c41+ beni “Yüzlere gülücük konduran” bu güzel ödüle layık görmüş sağolsun. Lakin ben ödülü yazana kadar yine herkes herkese bu ödülü dağıttığı için uzun çöp yine bana kaldı arkadaş. Her kim ki bu ödülden nasibini almamış, bu ödül onundur arkadaş!!! 

Dün de sevgili Medaşeri beni “Okunması en keyifli blog” ödülüne layık görmüş. Utanmadan yaptığı resmi de kullanıyorum böyle arsız biriyim evet 😀

Kendisine huzurlarınızda çok teşekkür ederim. Bu ödül de diğeri gibi çok anlamlı benim için. Hele ki henüz benim gibi 3 aylık bir blogger için tarif edilmez bir mutluluk bu kadar zamanda şimdiye kadar 3 ödül almış olmak ^.^

Bir de şimdi tekrar aynı durumla karşılaşınca bir şey farkettim; ben bir mim ya da bir ödül için birinin blogunu yazacağım zaman gözüne fener tutulmuş yaban tavşanı gibi kalakalıyorum. “Ya birini unutursam, ya birini incitirsem” diye diye kilitleniyorum klavye başında o yüzden ödül konusunda affınızı isteyerek bundan sonra gelecek bütün ödüller için de toplu gönderim yapacağımı duyurmak istiyorum. Yoksa valla sıkıntı yapıyorum buralarda anlayın garibin halinden ^.^

>Aziz Valentin, yatacak yerin yok oğlum!!

•February 14, 2011 • 20 Comments

>

Yine geldik yılın en dandik gününe. Birbirleriyle vaktiyle ilgilenmeyip bütün ilgisizliğin telafi edilebileceğinin düşünüldüğü o malum gün. Bir diğer deyişle şubatın ortası (kaba bir hesap yapacak olursanız 27 günlük bir ayın tam ortası 14. güne denk gelmekte, ha 28 çektiği günlerde ise 14’ün sonu ortasına denk gelmektedir) Neyse efendim konuyu çok dağıtmayalım öhöm…. Bu 14 şubat denen gün çok pis bir şey ya…bana “şimdi sevgilim ben seni sallamıyorum çok afedersin, işti güçtü hiç vaktim olmuyor seninle ilgilenmeye, hatta ilişkimiz rutine de bağlandı, içimden gelmiyor bir şeyler yapmak biliyor musun bebişim, ama allahtan 14 şubat var da bu denyoluğumu kamufle edebiliyorum, bir çiçek, bir hediye, bir akşam yemeği hop tamamdır bu iş” demek gibi geliyor. Sanki sevdiğin insanı senede tek bir gün düşünüyorsun…teallaaam!! Madem o kadar seviyorsun niçin kırmızı gül almak için 14 Şubat’ı bekliyorsun arkadaşım!? Hem ayrıca bir de şimdi “14 Şubat” Hıncal Uluç sayesinde markalaştı ya Türkiye’de, normalde beraber gidip sevdiğinle yiyeceğin bir yemeğin maliyeti en kabadayı 100 lira tutacak bile olsa, bu “14 Şubat” yemeği ya en az 250 liraya patlar, 15 Şubat’ta git ye aynı yemeği; 100 lira..yani akıl var mantık var tek bir gün için aynı yemeğe 150 lira fazla vermeye değer mi allaaasen?! İlla sembolizma ile aklını alacağım manitanın diyorsan daha güzel şeylere anlam yükle…

Beraber gittiğiniz ilk filmin biletini sakla mesela, çok korktuğunda ona verdiğin su şişesinin kapağını sakla, onun için çok önemli olan bir detayı hatırla mesela, hiç hatırlamanı beklemediği bir şey olsun. Buluştuğunuz gün nasıl koktuğunu hatırla, akşam olup ayrılınca ellerini koka kokusu sindi diye. Ne bileyim sadece bir şişe su hediye et ve de ki “sana ne çiçek alsam yanında soluk ve çirkin kalacaktı ben de sana, en güzel çiçeğe su aldım”. Gördün mü bak bir şişe suya bile istenince anlam yüklenebiliyor. Yok efendim 14 Şubat’mış şuymuş buymuş…geçiniz efendim geçiniz..Hani birbirinize deliler gibi aşıksınız ya; deliye hergün bayram, kapiş? 😉

Bu kadar konuştuk bu yazıya bir de şarkı lazım, bakalım kaç kişi hatırlayacak bu şarkıyı 🙂


NOT: Hadi ben bir eşeklik edip koca(?) Şubat ayını 27 güne indirdim. İnsafınız kurusun bir kişi bile düzeltmedi. Teheeeeeeey, hey gidi hey… 🙂 Uyarı için Mr.H’ ye teşekkür ederim.